İlk yazımda erkeklik üzerine yazmak istedim. Buna da geçenlerde izlediğim bir reklam sebep oldu. Dur hatırlamaya çalışayım şu saçmalığı.

“Bir erkeği, erkek yapan şeyler vardır. Old Trafford’da maç izlemek…”  daha bişeyler, bişeyler. Küfrederken gerisini duyamadım haliyle. Tabi sonunda da konu traş bıçağı kullanarak, erkekliğimize erkeklik katılacağı, yediğimiz hatunun önümüzde, yemediğimizin arkada kalacağına dair bilinçaltı mesajıyla son buldu.

Demek senelerce boşuna,  ‘Kızlı ortama gidelim, oğlum bu eve kız gelmez, çok adamız lan dağılalım kızlar korkar, şurdaki kafe tam kızla gelmelik’ diye konuşup, birbirimizi heder etmişiz.  Olayı traş bıçağıyla bitirebiliyormuşuz halbuki.

O reklamın metin yazarlarına, “Ooo siz çok yanlış gelmişssiniz kardeş” demek isterdim. Erkeği biyolojik olarak erkek yapan şey, DNA ve kromozomları hariç birde çüküdür ama bunu traş bıçağı reklamında sanmıyorum ki göstersinler.

“Gillette, keser sapı gibi yapar” ya da “Gillette, direkt mala gider.” Gerçekten de kulağa çok hoş gelmiyor. “Biz yine Old Trafford’dan devam edelim” dediler heralde.

“Oğlum o zaman erkeği erkek yapan şey nedir?”

Kurtlar Vadisi’nden fırlamış gibi dolaşmak, ota boka atar yapmak, kadınlara odun gibi davranmak gibi klişeler sadece bizim gibi maço toplumlarda prim yapar. Hem bunları yapmayıp hala erkek olarak nitelendirilen milyarca insan evladı da mevcut. Hatta medeni bir ülkede bu davranışları sergileseniz, etrafınıza çapı 1 metre olan bir daire çizerlerde, sizi uzaktan uzaktan beslerler. Yanınıza yaklaşmazlar. Belki arada eğlence olsun diye sopayla dürtebilirlerde.

“E ben trafikte korna çalana Haydar’la girişemeyeceksem ne anladım o erkeklikten?” diyenler, kendilerini  en yakın marangoza teslim etsinler. Merak etmeyin, O sizinle ne yapacağını bilir.

“Bu değil, bu da değil, bu hiç değil?! E ne lan ozaman?“

Aslında senin erkeklik olarak zannettiğin şeylerin hepsi toplumun sana dayattıkları. Atarlı olmak, kadına baskı yapmak, O’nun özgürlüğünü elinden almayı maçoluk saymak,  sürekli gergin dolaşmak, ağlamamak,  bir kadın beni sollayamaz diye düşünmek, altta kalmamaya çalışmak, birisine şiddet uygulayınca güçlü olduğunu sanmak…Bunlar hep sana öğretilmiş saçmalıklar. İşin kötüsü, kadınlara da bu öğretilmiş. Onlar da senden bunu bekliyorlar. Böyle adamlara bakıp, “işte ben bundan yavrulamalıyım” diye düşünüyorlar. Kostümleri üzerimize daha doğmadan dikilmiş bir tiyatroda topluca bir orta oyunu oynuyoruz.

Anlaman gereken, bu dogmalarla, hayatını zindan ediyorsun. Böyle bir adam değilken olmaya çalışıyorsun. Yeterince duygusuz ya da ayı olamadın. Mutsuzsun çünkü şekle oturmadı karakterin, kenarlardan taştın.

O zaman toplumda kadını, erkeği ve rollerini nasıl ayıracağız diyenlere ise Nazım Hikmet’ten geliyor:

“Yüreğin, kadını erkeği olmaz. Bir mert olanı vardır, bir de namert olanı.”

Rahat olun.