On Kapak 176x300 Kitap: İsyan Öyküleri / Hamit Çağlar ÖZDAĞİnsana dair sorunları işleyen on öykü var bu kitapta. Anadolu’nun yaraları kimi zaman masalsı, kimi zaman destansı bir dille ele alınıyor. Adalet, eşitlik, savaş, devlet, PKK, töre, çevre ve tüketim üzerine eleştirilerini gerçeküstü ögelerle aktaran yazarın kelimelerle aşkı görülmeye değer.

Öykülerde sizi bekleyenler arasında türküler, şimşekler, Karadeniz, Mezopotamya, Şeytan, emekli bir polis, bir hayalet, bir eren, Köroğlu ve Anadolu’nun muhtarlığına soyunmuş bir de teke var. İlk dokuz öyküde toplumun adaletten yana noksan dokusuna karşı duran yazar, onuncu öyküde okurun içini ferahlatmayı ihmal etmiyor.

Yakıcı…

Sorgulayıcı…

İsyankar…

Önsöz

Baskının ve haksızlıkların hüküm sürdüğü bir ülkede yaşıyorum. Aynı ülkede, töre isimli bir katilin binlerce kurbanına ağlıyor, evlatlarının cesedini bile bulamayan annelerin her Cumartesi eylem yapışını izliyorum. “Rızası vardı” lafını duyduğumda irkiliyorum; gazetelerde şehit, terörist, av ve avcı kelimelerini gördükçe ürperiyorum. “Sivas” dendiğinde yanıyorum, “Uğur” ya da “Hrant” isimleriyle ölüyorum. 15 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenip onu okuldan alan bir siyasetçinin, televizyonda “kızlarınızı okutun” diye halka seslendiği bir ülkede dürüstlüğe hasretim.

Bora Helvacioglu Cizim 192x300 Kitap: İsyan Öyküleri / Hamit Çağlar ÖZDAĞAdı Yaser olan biriyle tanışırken içim titriyor. Polisin zulmü geliyor aklıma; yalan, dolan ve riyakarlık… İşkence neticesinde kendi canına kıyan canım arkadaşım Yaser’i hatırlıyorum. Mahkeme salonunda ona “kırılgan” diyen, “entellektüel insanlar kırılgan olur” diyerek bizi çıtkırıldım, kendisini ‘çatkırdım’ sanan o polisi asla affetmiyorum. İşkenceci zalimleri uykusuz gecelerimde lanetliyorum.

İlk defa “merhaba” dediğim bir kişinin adı Tahsin’se, maalesef buruluyorum. Afganistan’ı acıyla hatırlıyorum, büyük ülke olmak isteyenlerin emriyle, helikopterinde on bir arkadaşıyla yan yana can veren dostum Tahsin’i hep hüzünle anıyorum. Kendi oğullarını saklayıp başka oğulları savaşa atan hainlere ileniyorum. Cenazeleri kanıksayıp anaların yanında sahte gözyaşı döken timsahlardan nefret ediyorum. Ağzından kelle lafı düşmeyenler yüzünden artık biramı Tahsin’siz içiyorum.

Sokaktaki köpeği aç bırakan da insan, ben de… Afrika’da her dakika ölen çocuklar da can, benim oğlum da… Kendini üstün görüp başkasının payına göz dikenler, “beni sevmeyen ölsün” diyenler, kul hakkını dilinden düşürmeyip otobüs kuyruğunda araya kaynayan samimiyetsizler… Nasıl bu hale geldiğimizi ve nereye gittiğimizi bir türlü anlayamıyorum…

Tüm bunlar yüzünden, her fırsatta yazdım. İncir ağaçlarına atfettim isyanın gücünü, onların dinmek bilmez ısrarını kıskandım, gücünü usumda duyumsadım. On öykü yazdım…

Evladının acısını gören Hatice Anayla Mevlüt Baba için…

Eşini bayrağa sarılı tabutta uğurlayan İrem için…

Kardeşinin mezarı başında ağlayan Feyza için, Murat için…

Ve Bostancı’daki 80m2’lik evimin incir ağacı için; boyun eğmeyen, gerçeği söylemek adına çırpınan, doğru bildiğini haykıracak cesareti kalbinde yaşatan tüm incir ağaçları için…

Hamit Çağlar Özdağ

Şubat 2013

Özgeçmiş:

1983′ün baharında doğdu Hamit Çağlar Özdağ. Her çocuk gibi o da ağabeyini bol bol kızdırdı, anne babasını sıkça telaşlandırdı. Ankara simidiyle büyüdü, başkenti Bahçelievler’le, TED’le, AAAL’yle, ODTÜ’yle ve SSK işhanıyla sevdi. Her mühendislik öğrencisi gibi o da Calculus’ten nefret etti. Triatlona gönül verdi ama Çayyolu asfaltı vücudunda birkaç iz bırakınca, vazgeçti bu sevdadan. Üniversitelerdeki topluluklara verdiği emeği derslerine verseydi, notları daha iyi olurdu ama kendisi gibi olmazdı şimdi. Genellikle harçlıkları haybeye harcandı, bugün sorsanız; yine aynısını yapardı.

İstanbul’daki seneleri başladığında bir yandan iş, diğer yandan da boğaza nazır bir yüksek lisansla uğraşmaya karar verdi. Vapurun, tramvayın sefasını sürmek keyifliydi. Moda huzur, İstiklal’se coşku oldu damarlarında. Gizem hayatına girince renklendi ufku, aşk güzel şeydi; Ares mavi gözlerini dünyaya açtığındaysa gülümsemesi iyice büyüdü.

2011 yılında yazarın Kan Muskaları Destanı isimli fantastik kurgu hikayesinin ilk üç romanı okuyucuya sunuldu. Tasvirler sayfalarda uçuştu, nice farklı kelime kol kola girip halay çekti satırlarda. Nargileler, uçan halılar, kavuklar ve tespihlerle örülü yepyeni bir yeryüzü nakşedildi hevesle. Okurlar ona ulaştıkça, yazarın yüreği coştu.

Bugün hala İstanbul’da sürüyor Hamit Çağlar’ın hayatı, günlerin deviniminden kalan minik zaman katrelerinin kıymetini bilerek yaşıyor…