Nasıl olsa zamanla birbirimizi tanıyacağımız için, şimdilik sade bir “merhaba” diyerek köşemizi açıyorum. Bu ilk yazımda sizlere, ülkemizin en iyi gitar virtüözlerinden, Yavuz Çetin’i anlatmak istiyorum. Bunu kısa bir köşeye sığdırmak çok zor olsa bile deneyeceğim.

Bir müzisyen olarak hep aynı cümleyi ben de işitirim; Bu ülkede müzik yapılmıyor ! “Aslında bu ülkede gerçekten müzik yapılıyor ama dinlemiyorsunuz” derim! İşte buna en büyük örnek; Yavuz Çetin!

Bu koca yürekli adam;  1970 yılında samsun’da doğar. Müziğe küçük yaşlarında başlar. Bir süre sonra elektro gitarla tanışıp, 17 yaşında profesyonel olarak müzik sektörüne girer. Marmara Üniversitesi Müzik Bölümünde öğrenimini sürdürürken birçok yarışmada birincilikler kazanır. Üniversiteyi, yoğun müzik hayatından dolayı bırakır ve “Blue Blues Band” isimli grubu kurar. Bu grup ülkemizin ilk blues grubudur. Sergilediği muhteşem performanslar, söz ve beste çalışmaları daima rock ve blues müziğinin ruhunu taşır. Dinlediğiniz zaman Jimi Hendrix’i hissetmeniz kaçınılmazdır. Hendrix, ona daima ilham vermiştir. 1990’lı yıllarda Fuat Güner’le tanışmasıyla stüdyo müzisyenliği başlar. Bu anlamda hemen anımsayacağınız sololarına küçük örnekler vermek gerekise; Kıraç – Bir Garip Aşk Bestesi, Soner Arıca – Ayrılık ve belki en önemlisi Göksel’in Sabır şarkısıdır. Bu şarkıyla Türkiye’de Talkbox’ı ilk kullanan kişi ünvanını alır. Sahnede MFÖ grubuna muhteşem gitar performanslarıyla hayat verir. Okul arkadaşlarından Ercan Saatçi prodüktörlüğünde ilk albümü için stüdyoya kapanır. İlk albümünde yer verdiği “Dünya” isimli şarkıda Erkan Oğur’un perdesiz gitarıyla dinlediğimiz performansı, müzikalitenin üst sınırlarındadır. İkinci albümü için stüdyo kayıtlarına başlayan Yavuz Çetin, sahne ve bar performanslarına “Yavuz Çetin Group” olarak devam eder. Ancak bu onun son albümü olacaktır…

Yavuz Çetin, sandığımızdan daha derin bir müzisyendi. Albümlerini, şarkılarını dinlediğiniz zaman,  politikaya, adaletsiz gelir dağılımı ve yaşam standartlarına anlam veremediğini, bundan yorulduğunu açıkca ifade ettiğini anlarsınız. Rock ve blues sadece bir müzik türü değil yaşam tarzıdır. Ve bu yaşamı derinlemesine hissederken, müziğiyle bunu anlatmaya çalıştı. Örnek vermek gerekirse; Cherokee, Yaşamak İstemem şarkıları, küçük bilgiler verebilir. Günümüzde hala onu idol olarak gören müzisyenler vardır. Diğer taraftan yeni jenerasyonlar, bu büyük ustadan habersiz olacaklar!

Yavuz Çetin’in depresyon tedavileri devam ederken albüm kayıtlarını aksatmaz. Özellikle eşinden ayrıldıktan sonra hayatını düzene sokamaması onu daha depresif bir ruh haline sokar. Üstelik şimdilerde onun gitarını elinden düşürmeyen “Yavuzcan Çetin”  adında bir oğlu varken! 1 Haftalık yoğun depresyon teşhisinden sonra hastaneden taburcu olan Çetin, albüm kayıtlarına devam ederken rahatsızlanır. Doktoru iyi olduğunu düşünüp, ilaç takviyesiyle bırakır. Bu fikri kız arkadaşıda onaylar. Bir röportajında ” Yavuz hastaneden ayrılırken gayet iyiydi” diyor. Ancak dostları ve hayranları Yavuz’un haberini, akşam sergileyeceği sahne performansına gelmeyince alırlar.

Yavuz Çetin’in arabası, Boğaziçi köprüsüne yakın bir yerde bulunur ve bu büyük, derin müzisyen, kendini o köprüden mavi sulara bırakarak yaşamına son verir. Ölümü herkesi derinden üzer ve hala gizemini korur.

Şüphesiz, dünya standartlarında bir müzisyenden bahsediyoruz. Ölümü sonrasında eşinin röportajında; Yavuz yaşamına son verdiğinde sevenleri; “o iyi yaptı, bizde ölmek istiyoruz, bu hayat adil değil” telefonları aldım diyor ve; “Onun ölümünü değil, yaşamak için çabasını örnek alın” diye ekliyor.

Lay lay şarkılar yerine, hayatın karmaşık düzenini anlatan, müziği sadece sanat, sadece kendi dili olarak kullanan birinden bahsediyoruz. Dünyanın en önemli gitar virtüözlerinden biri olabileceği halde, ülkesinde bir kesim dışında bilinmeyen bir ustadan bahsediyoruz. Ve sonra bu ülkede müzik yapılmıyor deyip, falım sakızlarından çıkarcasına gözümüze sokulan şarkıları dinliyoruz.

Kurt Cobain bu durumu aslında özetliyor; Hayal ettiğiniz insan olmaya çalışmak, içinizdeki insanı harcamaktır !

 Belkide toplum olarak hayal dünyasında yaşayan, sorgulamayan, düşünmeyen insanlarız. Ama Yavuz ve onun gibi küçük bir topluluk, sorguluyor ve düşünüyor.

Yavuz Çetin benim içinde bir idol, harika bir müzisyendir. Onu bilmek ve anlamak benim için onur. Bu yüzden ilk yazımı Yavuz Çetin’e ayırdım.

Sözlerimi kendisinin mezar taşında da yazan şarkısıyla bitirmek istiyorum;

Birgün gelir herkes kendi yoluna gider,

 Herşey nasıl başladıysa öyle biter!

 

Işıklar içinde uyu, Yavuz Çetin.